Ecdadımız osmanlı zamanında Ramazan ayı girdimi sokaklar çarşı pazarlar bambaşka bir havaya girermiş.Ramazanın manevi atmosferini herkes doyasıya hisseder ve doyasıya yaşarmış.Herkes ramazanın ruhuna üst düzey bir hasasiyetle saygı gösterirmiş.Gayri müslüm dediğimiz azınlıklar bile Ramazan ayı girdiği zaman Müslümanların inançlarına olan saygılarından dolayı aleni olarak açıktan hiç birşey yeyip içmezlermiş.
Artık zamanımızda ne o eski Ramazanların ruhu kaldı. Nede Ramazan ayına saygı gösterenler kaldı.Eskiden gayri müslümlerin Ramazan ayında Müslümanlara göstermiş olduğu saygı ve hürmeti bugün müslümanım diyenler göstermiyor artık.Sokakta çarşıda insanların içinde utanmadan hayasızca oruç yiyen bir sürü güruh var.Sorsanız bunlarad müslüman diyorlar.Müslümanlık bu kadar hafif ve basitmi sizce ?
Haya ve edep imanın en önemli şubelerindendir.Başka bir deyişle Allah Rasulünün (s.a.) diliyle " Hayası olmayanın imanıda yoktur." Yani müslüman olan insan hayalı ve edepli insandır.Müslüman bir insan nefsine uyup bir günah işlese dahi onu aleni olark herkesin gözü önünde yapmaz.Oruça ve oruçluya saygı göstermek aslında Allaha saygı göstermektir.Allaha saygısı olmayanın hiç birşeye saygısının olmasıda mümkün değildir.Müslüman açıktan oruç yemez ,açıktan haram ve günah işlemez.Nefsine uyarak işlediği günahaları olsa bile bunları herkese söyleyip asla deşifre etmez.Müslüman Allahtan korkan aynı zamanda edep ve haya sahibi bir insandır.
İslamın müslümanım diyenlere yüklediği çok büyük emir ve sorumluluklar vardır.İslamın Oruç , namaz ,hac,zekat gibi Müslümanlara yüklediği olmazsa olmaz şartları ve yükümlülükleri vardır.Bir insan Allah'ın bu emirlerini hiçe sayarak müslüman olduğunu iddia edemez.Müslüman olmayanlara bir sözümüz yok.Ama müslüman olduğunu söyleyipte utanmadan açıkta oruç yiyen kişilere söyleyecek çok şeyimiz var.
Zamanında Almanyada işçi olarak çalışmış daha sonra Türkiye'ye dönmüş olan bir kişiden Almanyada çalıştığı yıllarda yaşadığı bir olayı dinlemiştim.Hikaye şöyle; bu kişi ile birlikte bir grup Türk aynı fabrikada çalışmaktadır.Türklerin başında Hans isminde bir Alman sorumlu bulunmaktadır.Cuma günü geldiği zaman ismi Hasan olan bir Türk'ün haricinde diğer Türklerin hepsi cuma namazı için Hanstan izin alırlar.Hansta bu kişilerin inançlarına saygı göstererek her cuma bu kişilere cuma saatinde ibadet etmeleri için izin verir.Ancak Burada bulunan Türklerden Hasan'ın müslüman olduğu halde Cuma namazına gitmemesi Hans'ın dikkatini çeker.Bir gün edemez hasana bunun nedenini soarar.Hasan Hans'a islamın ibadet tarafı ile ilgisinin olmadığını sorar.Bu defa Hans Hasana dönerek
şöyle der. " HASAN HA SEN HA BEN " yani Namaz kılmıyorsun,oruç tutmuyorsun aynı şeyleri bende yapmıyorum.O zaman bir müslüman olarak benden farkın ne HASANLA HANS'IN ARASINDA NE FARK VAR DEMEK İSTER.
ALLAH BİZE İSLAMI GEREKTİĞİ GİBİ YAŞAYANLARDAN EYLESİN
Kuranı kerimde bahsedilen Allah'ın 99 ismi vardır.Bunların hepsine birden esmâü’l-hüsnâ denir.Rabbimize bu ismlerle dua etmemiz istenir.Nitekim Araf Suresi 180.Ayeti kerimesinde biz müslümanlara Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.
* En güzel isimler (el-esmâü’l-hüsnâ) Allah’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.( A’RAF 180.)
Kuranda Allah'ın zikredilen 99 isimi arasında Tanrı diye bir isim ve kavram yoktur.Allah kendi ismi dışında kendisine başka isimler atfedenlerin yanlış ve sapık yolda olduklarını ,bu gibi insanlara müslümanların uyup itibar etmemeleri gerektiği konusunda yukarıdaki ayettede görüldüğü üzere bizleri uyarmaktadır.
Tanrı kavramı niyet olarak tekil manada Allah yerine kullanılsa bile çoğul bir kavramdır.İlahi ve kutsal kitapların dışında insanların kendisinden üstün gördükleri Allahın yerine tapındıkları varlıklara verdikleri isimlerdir.Peygamberler Hz Ademden bu yana, hep bu sahte ilahlarla mücadele edegelmişlerdir.İnsanlık tarihine bakılıdığında yer Tanrısı ,gök Tanrısı ,güzellik tanrısı ,aşk tanrısı gibi bir çok tanrıların olduğu görülür.İslam ve tehvid inancında kainatın ve evrenin tek yaratıcısının Allah olduğu onun evelinin ve sonrasının olmadığı ve olmayacağı bize bildirilmektedir.Bu konuda kuranda birçok sure ve ayet vardır.Bu surelerden birdide her gün namazlarımızda okuduğumuz İHLAS SURESİDİR.Bakınız İhlas suresinde Rabbimiz bize kendisini nasıl tarif ediyor.
İHLAS SURESİ VE ANLAMI
Kul hüvellâhü ehad.
Allâhüssamed.
Lem yelid ve lem yûled.
Ve lem yekün lehû küfüven ehad.
ANLAMI
De ki: "O ALLAH, (eşsiz, benzersiz) bir ve tek'tir.
ALLAH Samed'dir (her şey O'na muhtaçtır, O hiçbir şeye muhtaç değildir)
"(O) doğurtmadı/doğurmadı (hiçkimsenin babası veya annesi değildir) ve doğmadı (hiçkimsenin çocuğu değildir)."
"Hiçbir şey O'na denk (ve benzer) değildir.";
İhlas suresindede görüldüğü üzere Allah'ın bir ve tek olduğu , Herşeyin ona muhtaç olduğu halde onun hiç birşeye muhtaç olmadığı , O'nun doğmadığı ve doğurulmadığı , erkekliği ve dişiliğinin olmadığı , Anne ve Baba olmadığı ,onun bizim aklımızdan geçen veya geçmeyen yaratılmış ve yaratılacak hiç bir varlığa benzemediği ifade edilmektedir.
Bu sure Ayrıca haşa Allah Hz.Meryemin eşi ,Hz.İsa Allahın oğlu ,Allah ise Hz.İsanın babası diyen hirıstiyanlara tokat gibi bir cevaptır.Ayrıca kültürümüze hırıstiyan litaratüründen girmiş olan Allah baba inancının çok büyük bir sapıklık olduğunu ve Allaha Allah baba denilemeyeceğini ifade ediyor.
Yine Allah (c.c.) Fatiha Suresinde bize kendini şöyle tarif ediyor.
1 Bismillahirrahmanirrahim
2 El hamdü lillahi rabbil alemin
3 Er rahmanir rahıym
4 Maliki yevmid din
5 İyyake na'büdü ve iyyake nesteıyn
6 İhdinas sıratal müstekıym
7 Sıratallezine en'amte aleyhim ğayril mağdubi aleyhim ve lad dallin.
Anlamı
1 Esirgeyen bağışlayan ,Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
2 Bütün Hamd ve övgüler O alemlerin Rabbi olan Allaha mahsustur.
3 O Rahman, Rahimdir.
4 O din ( Kıyamet ) gününün yegane maliki ve sahibi olan Allah'tır.
5 Rabbim Sade Sana ibadet eder, sadece Senden yardım dileriz.
6 Ya Rabbi bize Hidayet eyle bizi doğru yoluna ilet !
7 Bizi kendilerine nimet verdiğin salih kullarının ,has kullarının yoluna ilet.Gazabına uğramışların ve sapıtmışların yoluna değil.
Aminn...
Fatiha suresinde görüldüğü üzere Allah (c.c ) bahsedilirken onun bütün Alemlerin Rabbi olduğu ,Kıyamet gününün tek sahibi ve maliki olduğu ,bundan dolayıdırki ; bütün övgülerin, hamd ve şükürlerin yalnızca Alemlerin Rabbi olan Allaha mahsus olduğu ,bizim yalnızca ona ibadet edip ,ondan yardım dilememiz gerektiği ,bizi doğru yoluna ,sevdiği ve salih kullarının yoluna iletmesi için ona dua etmemiz emrediliyor. Dikkat edilirse Allahın tekliğine tüm evrenin ve bütün alemlerin yaratıcısı ve tek sahibi olduğuna özellikle vurgu yapılıyor Yukarıda açıklanan sureler bize açıkca gösteriyorki.Allahtan başka ilah yaratıcı yoktur.Tanrılar insan ürünü olup yaratan değil ,yaratılan mahluklardır.Bu nedenle bir müslüman açısından yaratıcı olarak her zaman Allah vardır.Tanrı diye bir kavram yoktur.Şöylede diyebiliriz.Allah bir ve tektir, oysaki tanrılar sürüyledir.
Eski Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki'nin bir hikâyesi vardır: Hikâye şöyledir:
Adam, geç vakte kadar çalışmış, saat ikiye doğru yatmıştı. Sabah olmuştu fakat bir türlü kalkmak istemiyordu. Yatakta dönüp duruyordu. Derken kulağına bir ses geldi. İnsanın ruhunu okşayan bir ses... Süleymaniye'nin minarelerinden süzülüp gelen ezan sesi... Ezan sona ermek üzereydi. Yataktan hâlâ kalkamıyor, uyumak istiyordu. Müezzin, "Esselatu hayrun minen nevm (namaz uykudan hayırlıdır)" deyince kendine geldi ve sanki karşısında duran biriyle konuşmaya başladı: "Bu adam böyle gecenin sonunda ve uykunun en tatlı bir zamanında tatlı uykusunu bırakıp da buraya niye gelmiş? Ne söylüyor?"
Bunları düşünürken, içinden bir ses geldi: "Müezzinin dediklerini duymuyor musun? Allah'a imanım var, Peygamber'e inandım diyorsun! Sırası geldikçe Allah'ı ve Peygamber'i sevdiğini söylüyorsun. Bunlar hep lafta mı kalıyor? Sevmenin birinci alameti, sevgilinin çağırdığı yere gitmek değil mi? Mademki Allah'ını seviyorsun, Peygamber'ini seviyorsun, öyle ise onların çağırdığı yere niçin gitmiyorsun? Bu vakitte uyumaktansa, namaz kılmanın daha hayırlı olduğunu kendin kulaklarınla işittin. Yine de yerinden kımıldamayacak mısın? Bir de sevmekten sevgiden bahsediyorsun. Anlaşılan sen sevmenin ne demek olduğunu bilmiyorsun."
Bir insan sahip olduğu şeyden ne isterse, efendisi kölesinden nasıl bir itaat beklerse, Allah da kulundan bunu bekler. Almanya'ya gittiğimde dediler ki: "Sen de bir şeyler söyle..." Dedim ki, "Ey Müslümanlar! Mister Huk'a itaat ettiğiniz kadar, Allah'a itaat edin, evliya olursunuz!" Camiden çıkarken, bir adam ağlaya ağlaya yanıma geldi. "Ben..." dedi, "Alman patronuma itaat ettiğim kadar, Allah'a itaat etmiyorum. Allah beni affeder mi?"
"Amirine, kumandanına, patronuna, babana ve ustana itaat eder gibi Allah'a itaat etmeyi öğrenmelisin! Evini, barkını düşündüğün gibi, dinini imanını düşünmelisin!" dedim.
Ben 20 sene askerlik yaptım. İslamiyet'i askerlikte öğrendim. Askerlik şudur: Her şartta kumandana itaat! Yat diyor yatıyoruz, kalk diyor kalkıyoruz, çamurda sürünüyoruz. Hava çok sıcak, çok soğuk; önemli değil. Vazifeye devam. İtirazı olan askerlikten atılır.
İnsan makine alır, kendisi için çalıştırır, araba alır gideceği yere ulaşmak için; Allah da kullarını yaratmış, kendisine itaat etsin diye... Ak saçlarımız ahiret için alınmış bilettir. Onu başımızın üstünde taşıyoruz. Saçının rengi değişip de huyunun rengini değiştiremeyen insanlar, ahiret yolculuğuna hazırlıksız çıkar.
Necip Fazıl diyor ki,
"Şu geçeni durdursam çekip de eteğinden
Soruversem, haberin var mı öleceğinden?"
Hangi yaşlıya sorarsanız sorun, der ki, "Ömrüm bir kuş gibi uçup gitti. Hiçbir şey anlamadım."
Tul-i emel, disiplin altına alınmalı. Elbette para kazanalım, mevkimiz makamımız yükselsin; fakat dünyaya asıl gönderiliş gayemizi, Allah'ı, dini, ibadetleri unutmamak şartıyla. Ahirette bize fayda vermeyecek şeylere gönül bağlamamak lazım. Dünyadaki hayatımız seksen sene bile olsa, sonunda öleceğiz, ahiretteki hayat sonsuz...
"Ortam kötü, dindar olamıyorum, dinimi gereği gibi yaşayamıyorum" diyenleri ben anlamıyorum. Ortamın kötülüğünden bize ne? Biz inandığımız gibi yaşarız. Günümüz Türkiye'sinin hali geçmişteki kötü günlerden daha kötü değil. Hatta Türkiye'de dinliye ve dinsize tanınmış öyle bir hürriyet var ki, belki böyle bir hal bir daha ele geçmeyecektir. 14 asırlık İslam tarihi içinde Müslümanlar tatlı ve acı günler yaşamıştır. En acı günlerde, en büyük adamlarını yetiştirmiştir. Osmanlıların en karanlık günlerinde Mehmet Akif, Elmalılı Hamdi, Bediüzzaman yetişmedi mi? Unutmamak lazımdır ki, karanlıkta yıldızlar daha iyi parlar.
Parçalanan bir gemiden, okyanusa düşmüş kazazede de olsak, intihara hakkımız yok, çırpınacağız.
İLAH: Yaratan, yaşatan, öldüren, dirilten, rızık veren, koruyan, gözeten, sevilen, sayılan, itaat edilen, kendisine sığınılan, hüküm koyan, kanunlarına uyulan, sevk ve idare edendir.
Her kim, bu sıfatlardan hepsinin veya bazılarının
kendisinde olduğunu iddia eder veya bunu çağrıştıracak şeyler söylerse;
o kimse kendisini Allah'a ortak kabul etmiştir ve müşriktir.
Böyle bir iddiayı doğrulayan kimse de
iddia sahibini Allah'a ortak kabul etmiş olup o da müşriktir.
Allah en büyüktür, ondan daha büyük bir şey düşünülemez.
O tek başınadır ve ortağı yoktur. (vahdehu lâ şeriyke leh.)
Eşi ve benzeri olmaması açısından tektir.
Hiç kimseye muhtaç değildir. Bilakis herkes, her şey ona muhtaçtır.
Doğurmamış, doğurulmamıştır ve başka bir şekilde de çocuk edinmemiştir.
Uzeyr (a.s) Allah'ın oğlu değildir. (Yahudilerin dediği gibi.)
İsa (a.s) Allah'ın oğlu değildir, melekler Allah'ın kızları değildir. (Hristiyanların dediği gibi.)
Allah (c.c) bunların hepsinde münezzehtir, ve yücedir.
Hiçbir şey onun dengi değildir.
Hiçbir şey onun birebir aynı (misli) değildir. Hiçbir şey ona benzemez, o da hiçbir şeye benzemez.
Rahmandır, dünyada herkese rahmet eder (acır.)
Rahimdir ahirette sadece müminlere rahmet eder.
Hayy'dir (ölmeyen, diri) Kayyumdur dimdik ayaktadır ve alemlerin düzenini koruyup, ahengini sağlar.
Uyumaz, uyuklamaz. Öldürür, diriltir, her şeyin yaratıcısıdır.
Din gününün sahibidir ki ; o gün hiç kimse başka bir kimseye hiçbir şekilde fayda veremez, emir sadece Allah'ındır.
Gökte de ilahtır, yerde de ilahtır.
Gökte, yerde, dünyada, ahirette hüküm, emir, şefaat sadece onundur,
onun izni olmadan kimse şefaat edemez.
İlmi her şeyi kuşatmıştır. Hiçbir şey ilminden gizli değildir.
O var olanı olduğu hal üzere bildiği gibi, olmayanı da olduğu zaman nasıl olacağını bilir.
Her şeyden haberdardır, "gökte ve yerde hiçbir şey ondan gizli değildir.
O gözlerin hıyanetini bilir, göğüslerin gizlediğini (kalplerdekini) bilir."
Ğaybin anahtarları onundur, ğaybi ondan başka kimse bilmez, Rasullerine dilediği kadar bildirmesi müstesna.
Hiçbir güç onu mecbur edemez. Mülkünde dilediği gibi tasarruf eder bu kendisi için adalettir.
Yerlerin ve göklerin mülkü onundur, yerlerde ve göklerde olan her şey onundur.
Mülkün sahibidir, mülkü dilediğine verir, dilediğinden çekip alır,
dilediğini aziz eder (yüceltir) dilediğini zelil eder (alçaltır.) Her şeye kâdirdir.
Yarattığı her şeyin rızkını verir, dilediğinin rızkını genişletir, dilediğinin rızkını daraltır, dilediğini hesapsız rızıklandırır, dilediğini zengin eder, dilediğini fakir eder.
Aklen mümkün olsun veya olmasın hiçbir şey ona zor değildir.
Yerdekiler, göktekiler, insanlar, cinler hepsi birden aynı anda istese, hepsinin istemesini aynı anda duyup ihtiyacını aynı anda karşılamaya kadirdir.
"Sıkıntıdan ötürü (bir işe güç yetirememek gibi) kendisine dost ve yardımcı edinmemiştir."
Bir şeyin olmasını istediği zaman "ona "ol" der o da hemen oluverir."
Yine bir şeyin olmasını dilediği zaman bütün mahlukat ona mani olmaya çalışsa mani olamaz.
Ve Allah (c.c) bir şeye mani olmayı dilediği zaman, bütün mahlukat onu vermeye çalışsa veremez.
O dilemezse, kimse dileyemez, O'nun dilediği olur, dilemediği olmaz
Kullarını mecbur etmeden, ama tamamen de başı boş bırakmadan onlara bir irade (dileme) vermiştir.
Evvel O'dur, O'ndan evvel hiçbir şey yoktur, son O'dur, O'ndan sonra hiçbir şey yoktur.
Allah'ın (c.c), nasıllığını kendi bildiği şekilde; eli, ayağı, yüzü, ve nefsi vardır
biz nasıllıklarını araştırmayız ve kendisinin bize haber verdiği gibi kabul ederiz.
Allah'ın (c.c) sıfatları ezelidir, ebedidir, zatının gereğidir hiçbir şekilde kendisinden ayrılmazlar,
sıfatları her ne kadar zati ve subuti sıfatlar olarak sınıflandırılmışsa da hakikatte sıfatları sınırsızdır, her sıfatı bir isminin tezahürüdür.
Kur-an Allah'ın ezeli kelamıdır.
Allah (c.c) Musa (a.s) ile konuşmuştur, İbrahim'i (a.s) kendisine dost edinmiştir bütün peygamberlerine bir şekilde vahyetmiştir (melek göndererek, rüyada, ya da kalplerine ilham ederek.) peygamber olmayan bazı kimselere de vahyi söz konusudur.
Kimseye, zerre kadar zulmetmez, mutlak adalet sahibidir. Zulmeden herkes kendi nefsine zulmetmiştir.
Kullarını yaptıklarından ötürü affedebilir veya azab edebilir. Affettiğini rahmetiyle affeder, azab ettiğine de adaletiyle azab eder.
Eğer affederse "çok affedendir, çok acıyandır." Eğer azab ederse "azabı çok acıklıdır."
Bütün kullarına (keyfiyetsiz olarak aynı derecede yakındır. Kendisine yakınlaşmada ve dua etmede aracı istemez:
"kullarım sana beni soruyorlar muhakkak ben onlara yakınım, ve dua ettikleri zaman dualarına cevap veririm" Bakara suresi.
"Bana dua edin, ben de duanıza cevap vereyim." Mümin suresi.
Asla vâ'dinden dönmez. Vâ'd ettikleri mutlaka gerçekleşecektir.
Kendi ihtiyarıyla (seçmesi) sevgisi ve sevgisizliği söz konusudur.
Allah (cc) muttakileri sever, muhsinleri (Allah'ı görüyormuş gibi ibadet edenleri) sever, sabredenleri sever, tevekkül edenleri (Allah'a güvenenleri) sever, tevbe edenleri sever, adaletli olanları sever, temizlenenleri (maddi, manevi) sever, Rasulüne uyanları sever, kendi yolunda bir binanın tuğlaları gibi kenetlenip savaşanları sever.
Zalimleri sevmez, kafirleri sevmez, fesadı sevmez, fesad çıkartanları sevmez, haddi aşanları sevmez, hainleri, fütursuz (sıkılmadan) çok günah işleyenleri sevmez, kibirlenenleri sevmez, çok fazla sevinerek, şımaranları sevmez, büyüklük taslayıp, böbürlenenleri sevmez, israf edenleri sevmez.
İman edip takva üzere olan her kulunu kendisine veli (dost) edinmiştir ki: onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Muhammed (Allah'ın selamı, rahmeti onun, ailesinin ve sahabelerinin üzerine olsun.) Allah'ın kuludur, Rasulüdür ve habibidir.
Onu da(sav), Kur'an'ın tarif ettiği gibi kendi nefislerimizden fazla severiz,
ama haddi aşarak ve aşırı giderek onu ilahlaştırmayız.