Müjdeli Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müjdeli Haberler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2009 Pazar

İslamsız 28 yılım boşa geçti!



Müslüman olmadığı halde sırf Müslümanlara saygısından dolayı dört yıl boyunca Ramazan aylarında oruç tuttu. Ailesinin tek çocuğu olan Mihaela Romanya'da eğitimini tamamladıktan sonra 22 yaşında İstanbul'a yerleşti. İşinde başarılı olabilmek için İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça ve Türkçe'yle beraber tam altı yabancı dil öğrendi ve işinde başarılı oldu, ama mutlu olamadı. Yıllarca aradığı mutluluğu İslam'da bulduğunu söyleyen Mihaela Maria Stre Ramazan ayından birkaç gün önce kelime-i şahadet getirerek İslam'la şereflendi.

Altı yıl önce İstanbul'a gelerek bir firmanın İthalat sorumlusu olarak işe başlayan Mihaela Maria Stre, işinde ilerlemek ve daha başarılı olmak için tam 6 yabancı dili öğrenerek büyük bir başarıya imza attı. İşinde gayet başarılı olan ancak manevi olarak kendini boşlukta hisseden Mihaela Hıristiyan olmasına ve dinine bağlı olmasına rağmen bir türlü aradığı huzuru bulamadı taki İslam la şereflenene kadar. Ramazan ayından birkaç gün önce İslam la şereflenerek Müslüman olan Mihaela Sahra ismini aldı. İlginç ve ibret dolu bir 28 yıldan sonra Rabbiyle tanışmanın mutluluğunu yaşayan Sahra Hanım, “Yeniden doğmuş gibiyim çocuklar gibi seviniyorum” diyor.

İşte Mihaela Maria Stre'nin yeni adıyla Sahra Hanımın ibret dolu yaşam öykü ve İslam'la tanışma serüveni…

İslam'la tanışmadan önceki hayatınızdan başlayalım. Daha doğrusu kısaca sizi tanıyalım?
İşimde daha başarılı olmak ve ilerlemek için İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça ve Türkçe öğrendim. Allah'a şükür gayet başarılı oldum da. Daha dört yaşındayken ailem beni hiç tanımadığım bir aileye evlatlık veriyor. Evlatlık verildiğimi ancak 14 yaşında öğrendim. Evde bir kağıtta evlatlık verilmem ile ilgili bir belge buldum. O gün şok olmuştum. Ancak evlatlık verildiğim ailenin tek çocuğuydum ve onları çok seviyordum. Gerçek ailemi de çok merak ediyordum ve onları 2 yıl sonra bulabildim. Öyle bir durumdu ki ne gerçek aileme neden beni verdiniz nede evlatlık alan aileme neden beni aldınız veya bunca yıl sakladınız diyebildim. İnsanları kırmayı hiç sevmiyorum ve kimseyi kolay kolay kıramıyorum. Biz 3 kız bir erkek dört kardeşiz. İkinci ailemin ise tek çocuğuyum. Sonuçta iki ailemle de görüşüyorum. Romanya'da eğitimimi tamamladıktan sonra yani 22 yaşımda İstanbul'a geldim. 6 yıldan beri Mercanda bir firmada İthalat sorumlusu olarak çalışıyorum. İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça ve Türkçe biliyorum. Ramazan ayından birkaç öncede Allah'a inanarak bütün kalbimle Müslüman olmaya karar verdim. Daha düne kadar adım Mihaela Maria Stre idi ancak Allah'a şükür bu gün Sahra oldum.

İSLAM'LA ARAMDA SÜREKLİ AÇIK KAPI VARDI

Nasıl oldu sizi Hıristiyanlığı bırakıp İslam'a iten neydi? 28 yıl Hıristiyan olarak yaşadıktan sonra nasıl oldu bir anda inancınızı değiştirebildiniz?
En başta şunu belirtmeliyim, ben Hıristiyanken gözüm kapalı değildi ve önyargılı değildim. Yani sırf insanlar Müslüman'dır diye onlara kin veya nefretle bakmadım ve onları sırf Müslüman oldukları için yadırgamadım buda İslam'la aramda sürekli bir açık kapı olarak kaldı. Sağ olsunlar çalıştığım işyerindeki insanlar olsun patronum olsun çok dindar insanlar onların yaşam biçimi, bir birlerine olan saygı ve sevgileri dürüstlükleri ve her şeyden önce ibadetlerine olan düşkünlükleri beni İslam'ı öğrenmeye teşvik etti.

NAMAZ İBADETİ BENİ ETKİLEDİ

Hele namaz ibadeti müthiş bir şey, yani patronlarım olsun diğer arkadaşların namaza olan bağlılıkları beni çok etkiledi. Namaz vakti geldiğinde çalışanların ne iş olursa olsun kesinlikle bırakması ve namaz kılmasıydı. Misafir olsa bile önce namaz kılarlardı. Sonra Camileri gezmeye başladım, camilerin insanların hayatında bıraktığı etkileri gördüm. Yine bazen onlarda bana Hıristiyanlıkla ilgili soru sorarlardı bende onlara sorardım ancak onların sorularına Hıristiyanlıkta cevap bulamıyordum. Dinimi savunma gereği duyuyordum ama savunacak hiçbir delil bulamıyordum. Cevap bulamayınca da çok sinirleniyordum.

BENİM İÇİN ARTIK HEM HZ. İSA HEMDE HZ. MUHAMMED VAR

Daha sonra İslam'la tanışma süreciniz nasıl gelişti?
Hıristiyanlıkla ilgili şüphelerim gün geçtikçe arttı ve İslam'ı daha çok araştırmaya başladım. Allaha şükür bütün kalbimle Müslüman olmaya karar verdim. İslam'da kardeşliğin çok önemli olduğunu gördüm. İnsanlar daha samimi ve birbirlerine sahip çıkıyorlar. Birbirlerini koruyorlar. Ancak bizde böyle bir kültür yok. Burada insanlar dinin önemini biliyor ve ona göre yaşamaya çalışıyor. Ama bizde din kimsenin umurunda değil. Her şeyden önce şunu iyi biliyorum. İncil'de Hazreti Muhammed ile ilgili bir şey yazmıyor. Ancak orijinalinde vardı. Ve o zaman sadece Hazreti İsa vardı benim için ancak şimdi Hem Hazreti Muhammed inanıyorum hem de Hz İsa'ya çünkü İslam bütün peygamberlere sahip çıkıyor. Kur'an-ı okuduğunuzda bunu görürsünüz. Kuranı okuyup ta etkilenmemek mümkün değil. Şimdi çok mutluyum. Sevinçten çok ağladım.

Müslüman olduktan sonra ne tür tepkiler aldınız?
İş arkadaşlarım çok sevindiler. Patronum çok sevindi kelime-i şahadet getirirken ağlaması beni çok etkiledi. Çevremde bu kadar sevinç ve mutlu bir tablo olacağını beklemiyordum. Her kes çok sevindi. Annem babama da söyledim. Annemden aldığım tepki beni çok mutlu etti. Kararımı ona mesajla gönderdim ve “Anne ben bir karar verdim İslam dinine giriyorum. Ne düşündüğünü bilmiyorum ama yarından itibaren isimim Sahra olacak” dedim. Oda bana “Tamam Sahra'cığım doğru kararı verdiğinden eminim. Allah hep seninle olsun” dedi. Babama da söyledim. Babam Kiliseye biraz bağlı, o üzüldü ancak yinede ‘sen bilirsin' diyerek beni üzmedi.

30 SENEM BOŞA GEÇTİ

Yeni bir hayata başlıyorsunuz şuan kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Şimdi benim için yep yeni bir sayfa başladı. Ancak İslam'ı daha çok araştırıp yaşamaya çalışacağım inşallah. Burada insanlar Müslüman olarak doğruyor. Böyle doğdukları için çok şanslılar. Ancak bunun önemini bilmeyen çok insan var. Yani benim 30 senem boşa geçti.

Ama İslam'da bir insan Müslüman olduktan sonra önceki günahları tamamen silinir biliyorsunuz dimi?
Tek tesellim de bu zaten, Yoksa 30 sene Allahtan uzak yaşamak ve boşa geçen bir ömür…

SAYGIMDAN HER RAMAZAN ORUÇ TUTTUM

Şuan Ramazan ayındayız sizin için bul ilk Ramazan ayı ve ilk oruç…
Hayır, bu ilk değil, ben 4 yıl boyunca Müslüman olmadığım halde oruç tuttum. Neden tutuğumu bilemiyorum ama içimden gelerek tuttum. İlk sene oruç tutmama neden olan şey iş arkadaşlarıma saygımdandı. Yani onlar oruçluyken onların yanında bir şeyler yiyip içmek içime sinemdi ve saygısızlık olarak geldi bana. Gerçi yeseydim de bana kimse müdahale etmezdi saygı duyarlardı ancak onları kırmak ve üzmek istemedim. O yüzden bende onlarla beraber oruç tuttum ve bu tam 4 yıl böyle sürdü. Ancak bu sene çok heyecanlıyım şimdi inanarak ve daha çok isteyerek oruç tutuyorum. İnanarak bir şeyi yapmak çok farklı bir duygu çok mutluyum.

***

GİT YARIN GEL MÜSLÜMAN OLURSUN

Müslüman olmaya karar verdikten sonra Fatih Müftülüğüne gittiğini anlatan Sahra Hanım müftülükteki görevlilerin ilgisizliği karşısında büyük üzüntü yaşadığını söyledi. Bir insanın hidayetine aracı olmak bir Müslüman için bulunmaz bir nimet ve lütuf olmasına rağmen görevlilerin nasıl bir mantıkla Müslüman olmaya gelen bir insanı geri çevirdiği ise merak ediliyor. İşte Sahra Hanımın ağzından o üzücü olay: “Ramazandan önce Müslüman olmaya karar verdim. Ve bunu iş arkadaşlarıma söyledim her kes çok sevindi beni tebrik ettiler. Sonra Fatih Müftülüğüne gittik. Ancak Müftü yoktu ve görevliler bana çok tuhaf bir cevap verdi. Bu gün çok yoğunuz sen git yarın gel Müslüman ol dediler. Bu cevap beni çok şaşırttı. Çok üzüldüm ancak patronuma durumu ilettim hemen onları aradı birkaç kişi daha aradı ve tepkiler üzerine akşama doğru ancak işlemlerimi yapabildiler.”

KEMAL GÜMÜŞ

26 Aralık 2008 Cuma

İSLAMLA GELEN HUZUR

Hayatında tertemiz bir sayfa açtığını vurgulayan Yaşar Alptekin, "Zamanında kötü şeyler yaptım ama artık temizim" diyor. Kızıyla yaşadığı evi basına açan Alptekin, tişörtüyle bile masaj verdi

Alptekin'in röportaj sırasında giydiği tişörtündeki "NAMAZ KEEPS TOGETHER (Namaz bir arada tutar)" yazısı dikkat çekti. Bir dönem podyumun aranılan isimlerinden olan Yaşar Alptekin, yaşamında yepyeni bir sayfa açtı.

Şov dünyasından uzaklaşan ve kendine yeni bir yol çizip Hac'ca giden Yaşar Alptekin, ardında bıraktığı yaşam tarzından pişmanlık duyduğunu belirtti. Kızı Ayris ile birlikte yaşadığı evinin kapılarını Kelebek'e açan Yaşar Alptekin, "Eski arkadaşlarımdan kopmadım, Hepsi Allah kulu. Ben kimse ile kutuplaşmıyorum. Yanlış bir şey yaptığımı da düşünmüyorum. Evet, zamanında çok kötü şeyler yaptım, ama artık temiz bir insanım. Geçmişte yaptığım her şeyi çöpe attım" dedi.



Kendine bambaşka bir yol çizip hacca giden Alptekin’i 16 yaşındaki kızı Ayris ile birlikteyaşadığı
evinde ziyaret ettik. Eski manken, “Geçmişte yaptığım her şeyi çöpe attım” dedi.

Siz magazin dünyasından uzaklaşalı yıllar oldu. Peki bu süre boyunca neler yaptınız?
- Eskiden halkın takdirini kazanıyordum, şimdi hakkın takdirini kazanmaya başladım diyelim... Mankenlik mesleğini, sunuculuğu ve tanıtım işlerini bundan sonra İslami şartlara uygun olarak yapacağım.

Yaşam tarzınızı bir anda değiştirdiniz. Bu ani değişimin sebeplerini açıklar mısınız?

- Her insanın bir yolculuk dönemi vardır. Ben de kendime bunu sordum ve Rabbim yardım etti, namaza başladım. Hayatım güzelleşti, daha anlamlı oldu. Artık sadece Allah’ıma kulluk et- meye çalışıyorum. Çok da düzenli bir hayatım var, mutluyum. Huzuru buldum. Bu şekilde insan kendini çok daha iyi ve zinde hissediyor.

Bu değişimden sonra çevrenizden tepki mi gördünüz yoksa tam tersi size olan ilgi mi arttı?

- Eskiden beni yolda gördükleri zaman “Merhaba” diyorlardı, şimdi ise “Selamünaleyküm” diyorlar. Eskiden bu söz dudaktan söyleniyordu, şimdi gönülden söyleniyor. İlgi kadar tepki de görüyorum tabii, bunlar olacaktır muhakkak. Doğada da her türlü renk vardır, insanoğlu böyledir, Ama kim ne derse desin, ben yine de “Bana nasip ettin, kullarının hepsine nasip et” diye Allah’ıma dua ediyorum.

Magazin dünyasından tamamen kopmanız anlamına gelen bu değişim, aynı zamanda sizi o camiada uzun zamandır hiç olmadığınız kadar popüler hale getirdi. Şimdi tüm gözler üzerinizde. Bu durumdan rahatsızlık duyuyor musunuz?

- Hayır, hiç rahatsızlık duymuyorum. Ses getirmesi olayına gelince... Benim yaptığım şeyde bir gariplik yok ki... Ben Müslüman bir insanım ve boynuma haç takmıyor, putlarla da dolaşmıyorum. Kaldi ki o insanlara bile bir şey söylenmezken, benim boynuma astığım tespihe mi söylenecek?

Ailenizden, ev hayatınızdan söz edelim biraz da... Ev düzeninizde neler değişti?

- Hayatımda çok farklı bir değişiklik olmadı. Eskisi gibi sinemaya, tiyatroya ve konserlere gidiyorum yine... Sadece daha seçici olarak yapıyorum bunları. Tek fark bu...

Kızınızla aranız nasıl? Sizin bu değişiminizi o nasıl değerlendiriyor?

- Her baba ile kızı arasında büyük bir sevgi ve aşk vardır. Benim de kızımla aram çok iyi... Hatta eskisinden bile iyi diyebilirim. Eskiden sinirli bir ruh halim vardı, kızım da bunu söylerdi. Şimdi daha mutlu ve huzurluyum. Çünkü eskiden yaşadığım hayat beni yoruyordu. Allah şimdi bana daha saygılı ve sevgili olmayı nasip ediyor. İçimdeki değişimi fark ettim, kızımla huzurlu bir şekilde yaşıyoruz. Her sabah ona kahvaltı hazırlıyorum, okuluna gidiyorum, yani daha çok ilgi gösteriyorum.

Kızınızın ileride nasıl bir meslek seçmesini istersiniz? Sizin onaylamayacağınız bir meslek seçerse karşı çıkar mısınız mesela?

- Hangi işte mutlu olacağını düşünüyorsa, o işi yapsın. Ben ona sadece iyiyi ve kötüyü anlatıyorum, kararını kendisi verecektir. Allah da aynı şeyi kullarına söylemiştir. En iyisini Allah bilir. Bir Müslüman’ın her sektörde olması lazım...

Ya sizin izinizden gidip “Manken olacağım” derse... Sonuçta siz o hayatı pek benimsemiyorsunuz artık...

- Manken olması gerekiyorsa olsun... Dediğim gibi seçimi kendisi yapar, ben yalnız eğriyi doğruyu anlatırım.

Yeniden evlenmeyi düşünüyor musunuz? Böyle bir durumda kızınızın tepkisi ne olur dersiniz?

- Ben, o evlenme çağına gelene kadar eve üvey anne getirmeyeceğime dair kendisine söz verdim. Ben de tabii evlenmek isterim, nasipte varsa olur. Ama bunun için daha zaman var dediğim gibi... Zaten ailem de benim evlenmemi istiyor. Kısmet...

Kızınızın başını kapatmasını ister misiniz? Bu konu hakkında kızınız neler düşünüyor?

- Tabii ki kapatmasını isterim, ama asla bunun için ona baskı yapmam. Kararı her insan gibi kendisi verecek. Nasıl istiyorsa öyle yapsın. Hayat, onun hayatı , ben ne yapabilirim. Günah da onun, sevap da...

Eski arkadaşlarınızla görüşüyor musunuz, yoksa çevreniz de değişti mi?

- Hiçbir arkadaşımdan kopmadım. Hepsi Allah kulu, kimse ile kutuplaşmıyorum, hepsinin bende değeri var. Onlar beni saygı ile karşılıyorlar, ben de onları... Ben kötü bir şey yaptığıma inanmıyorum. Namaz kılıyorum, bu güzelliği yaşıyorum. Zamanında çok kötü şeyler yaptım, ama artık temiz bir insanım. Geçmişimde yaptığım her şeyi çöpe attım. Mühim olan yapılan hatayı anlamak, doğru yola girmektir.

26/12/2008

Hürriyet-Kelebek

6 Kasım 2008 Perşembe

Blogspot'u Kapatmak İfade Özgürlüğüne aykırıdır

Blogspot Yazarları ve Okurları İmza Kampanyası


Üç gün süren imza kampanyamıza 500e yakın blog imza verdi ve sitemiz binlerce kez ziyaret edildi. Sonuçta bu yanlıştan geri adım atıldı ve Blogspot adreslerimiz yeniden kullanıma açıldı.


Dünyanın önde gelen blog sitelerinden ve ülkemizde de pek çok kullanıcı tarafından kullanılan Blogspot’a, T.C. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği erişim engellenmiştir. (www.blogspot.com ve www.blogger.com)
Artık Blogspot üzerindeki bloglarımızda ne yazı eklemek ne de yazılmış yazıları okumak mümkün değildir.

Pek çok insanın sansürsüzce düşüncelerini ifade ettiği bu paylaşım sitesini kapatarak haberleşme, düşünce ve ifade özgürlüğümüz engellenmiştir.
İnternetin özgürce her türlü düşüncenin rahatça ifade edilebildiği bir yer olması, sansürcü zihniyeti rahatsız etmekte; gerçekleri örtmelerini, düşünceleri baskı altına almalarını imkansızlaştırdıkça, bunu sağlayan siteleri mahkeme kararıyla kapatma yoluna gitmekteler.
Bunun daha önceki kurbanları WordPress, Youtube gibi sitelerden sonra, şimdi de sıra Blogspot’a geldi.

www.blogger.com adresinden aldığınız Google hesabıyla düşüncelerinizi dilediğinizce ifade ettiğiniz bir sayfaya sahip olduğunuz sitenin kapatılması içinse önce herhangi bir gerekçe belirtilmedi. Daha sonra Digiturk tarafından izinsiz maç yayınlarıyla ilgili açılan dava sonucu bu sansürle karşılaştığımızı öğrendik.

Blogspot yazarları ve okuyucuları olarak bu durumu protesto ediyor, bu sansürün İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 12 ve 19. maddelerine aykırı bulduğumuzu ilan ediyoruz ve bloglarımızın erişime açılmasını talep ediyoruz.

____İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi

*Madde 12- Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz. Herkesin bu gibi karışma ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.

*Madde 19- Herkesin düşünce ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmaksızın, bilgi ve düşünceleri her yoldan araştırmak, elde etmek ve yaymak hakkını gerekli kılar.

TC Anayasa’sı90. madde:Yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır
Lütfen blogspotyazarlari@gmail.com adresine blog adresinizle birlikte isminizi yazarak bir mail atın ve imza listesine blogunuzu ve isminizi ekleyin.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Papaz ağlatan soru Müslüman yaptı


Papaz ağlatan soru Müslüman yaptı

“Papaz sorularımı dinledikten sonra sessiz bir şekilde ağlamaya başladı. Bana “Ben de yıllardır teslis konusunda şüpheler taşıyorum. Bence doğru yoldasın, İslam’ı araştırmaya devam et” dedi.” İtalya’nın Katolika Şehrinde doğan İtalyan Kız Elisa, felsefeye duyduğu merak nedeniyle üniversite yıllarında “Gerçek nedir?” sorusunun izini sürmeye başlamış. İçinde enteresan olayları barındıran bu süreç, Mısır’da gördüğü ilginç bir rüyanın ardından Elisa Hanım`ın 3.5 yıl önce İslam’a girmesiyle sonuçlanmış.

Şu an Şam’da Arapça eğitimi alan Elisa Hanım artık Rahme ismini kullanıyor. Rahme Hanım bugünlerde son derece mutlu. Mutluluğunun sebebi ise annesinin de tıpkı kendisi gibi, kısa bir süre önce Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olması. Biz de Rahme Hanım’ın sevgili annesine İslam Ailesi’ne “hoş geldiniz” diyoruz. Rahme Hanım’ın İslam’ın erkeğe tanıdığı 4 eşlilik hakkı, İslam’da kadının yeri ve Avrupa’da yaşayan Müslümanların durumları hakkında yaptığı tespitler son derece ilginç. -Müslüman olmadan önce her hangi bir dine ilginiz var mıydı? Kendinizi ne olarak hissediyordunuz?Lise son sınıfa kadar dinlere karşı pek fazla ilgim yoktu. Çünkü gerçeğin peşine düşmemiştim. Lise son sınıfta düşünce akımlarıyla ve dinlerle ilgilenmeye başladım. Felsefeye olan bu ilgim nedeniyle Verona Üniversite’sine kaydolarak felsefe okumaya ve gerçeği araştırmaya başladım. İlk olarak felsefe tarihini oluşturan düşünce akımları üzerine yoğun şekilde okumalar yaptım. Daha sonra ise İncil okumaya başladım, ayrıca haftada 2 veya 3 gün kiliseye gidip papazların vaazlarına katılırdım. İncil bana felsefe tarihindeki düşünce akımlarından çok daha etkili geldi ve iyi bir Hıristiyan olmaya karar verdim.


-İncil’in neyinden etkileniyordunuz? Birkaç örnek verebilir misiniz?İncil’de beni en çok etkileyen bölümler Hz. Meryem ve Davut Peygamberin kıssalarının olduğu bölümlerdi. Ayrıca Allah’ın var olduğuna dair delillerden de çok etkileniyordum. O dönem İncil’e gerçekten inanıyordum ve İncil okumak bana huzur veriyordu.


- Müslüman olmadan önce İslam’la ilgili neler biliyordunuz?Üniversite 2. sınıfta okurken dinler tarihi dersimize İslam Ülkeleri’nin birçoğunu gezen bir hocamız giriyordu. Hocamız hiçbir dine inanmıyordu, fakat bize gezdiği ülkelerdeki gözlemlerini anlatıyordu. İslam Ülkelerini ziyaret ettiğinde iki şey hocamızı çok etkilermiş. İlki ezan sesi, diğeri de Ramazan Ayın’da birçok insanın aynı anda oruç tutması. Ezan sesi hocamıza büyük bir heyecan veriyormuş ve ezan sesini duymaya başladığı andan itibaren kalbinin huzur bulduğunu hissediyormuş. İslam’la ilgili duyduğum olumlu bilgiler sadece bunlardan ibaretti. Fakat sürekli olarak İtalyan Medyası’nın İslam hakkında yaptığı olumsuz haberleri takip ediyordum. İtalyan Medyası, İslam’ı kadınları ezen bir terör ve cehalet dini olarak göstermeye çalışyordu.


-İtalyan Medyası’nın İslam hakkında yaptığı bu olumsuz yayınlara rağmen İslam’a ilgi duymaya nasıl başladınız?İslam’a üniversitenin 2. sınıfında ilgi duymaya başladım. Okuldaki bir hocamız benden Musevilik hakkında bir ödev hazırlamamı istedi. Bu ödevi hazırlarken annemin kütüphanesindeki Kur-an dikkatimi çekti. Kur-an’ın Musevilik’ten nasıl bahsettiğini merak ettim ve ödevimi hazırlarken Kur-an’dan da yararlanabileceğimi düşündüm. Kur-an’dan birkaç bölüm okudum ve Kur-an bana ilginç gelmeye başladı. Kur-an’ı ilk okuduğumda bazı bölümlerinin İncil’e çok benzediğini fark ettim. Fakat Kur-an’ın insan ve hayat hakkındaki tespitleri bana İncil’den daha gerçekçi geldi. Kur-an’daki kıyamet hakkındaki ayetler de beni çok etkiledi.“MISIRLI AİLE’DEN ÇOK ETKİLENDİM”


-İslam’a ilgi duymaya başlamanızdaki temel etken Kur-an mı oldu?Hayır. İslam’a ilgi göstermeye Mısırlı bir aileyle tanıştıktan sonra başladım. Mısırlı Meryem isminde bir arkadaşım vardı. Meryem’i çok seviyordum ve Meryem’in babası İmad da zaman zaman bize İslam’dan bahsediyordu. Meryem’in babasının İslam hakkında anlattıkları beni çok etkiliyordu. Ayrıca Meryem’in evindeki huzurlu ortamı da seviyordum. Meryem’in ailesini gözlemleyip babasının İslam hakkında söylediklerini dinledikten sonra İslam hakkında güzel duygular hissetmeye başladım.


-Meryem’in babası size İslam hakkında neler anlatıyordu? Bunları bizimle paylaşır mısınız?Özellikle ahlak üzerinde duruyordu. İnsanın hayatında doğruların ve yanlışların olması gerektiğini ve İslam’ın insanlara sunduğu ahlaki kuralların tamamının doğruları temsil ettiğini söylüyordu. Ayrıca insanın ahlakını arttırdığı sürece iyi bir insan olabileceğinden ve insanın sürekli olarak ahlakını güzelleştirmesi gerektiğinden bahsediyordu. Ayrıca Meryem’in Ailesi’ndeki bütün fertlerin kişilikleri de beni çok etkiliyordu. Karakterleri çok güçlüydü ve hayattan hiçbir şekilde korkmuyorlardı. Bunun sebebi de İslam’a olan güvenleri ve Allah’a olan imanlarıydı. Birbirlerine karşı çok nazik davranıyorlardı ve birbirlerine çok değer veriyorlardı. Sürekli olarak Allah’ı hatırlıyorlardı. Arabaya binecekleri zaman, yemeğe başlayacakları zaman besmele çekiyorlardı. Meryem’in Ailesi tanıdığım İtalyan Ailelere göre çok daha güvenli bir aileydi. İtalyan Aileler genelde problemlidir ve aile içinde sürekli bir rekabet vardır. Fakat Meryem’in ailesinde böyle bir rekabet yoktu ve herkes birbirine yardımcı olmaya çalışıyordu. Bu bana çok ilginç geldi. Meryem’in ailesi İtalya’da göçmen olmaları nedeniyle birçok problem yaşıyordu. Her türlü soruna rağmen mutlu olmasını başarıyorlardı. Ben de bu aileyle birlikteyken çok mutlu oluyordum. Bu dönemler İslam’a sevgi duyuyordum; fakat hiçbir zaman Müslüman olacağım aklıma gelmezdi. Daha sonra Meryem’le camiye gitmeye başladık. Camide Şeyh Emin ile tanıştım.


-Şeyh Emin ile tanışmanız bu süreçte sizi nasıl etkiledi.Şeyh Emin yeni bir peygamber geldiğini fakat Hıristiyanların bu yeni peygambere iman etmediklerini söylüyordu. Zihnim iyice karışmıştı. Bu süreç benim için gerçekten çok zorlu bir süreçti. Ne yapacağıma karar veremiyordum ve zihnimde İslam ve Hıristiyanlık hakkında birçok soru geziniyordu. Şeyh Emin’in anlattıkları çok mantıklı şeylerdi; fakat Hıristiyanlığı terk etmek, Hıristiyanlık hakkında şüpheye kapılmak beni son derece üzüyordu. İlk olarak bir papaza gidip Şeyh Emin ile tanıştıktan sonra Hıristiyanlıkla ilgili kendi kendime cevaplayamadığım soruları sordum.
-Neydi bu sorular?Teslis inancı iyice kafamı karıştırmıştı. Katolikler Hz. İsa’nın hem Tanrı olduğuna, hem de Tanrının Oğlu olduğuna inanıyorlar. Bu nasıl olabilirdi? Hıristiyanlar İsa Mesih’in insanların günahlarına kefaret olması için öldüğüne inanıyorlar. Bu inanışı da sorgulamaya başladım.


-Ziyaretine gittiğiniz papaz sorularınıza nasıl cevaplar verdi?Bu konuları fazla karıştırmamam gerektiğini, İsa Mesih’e inanmaya devam edersem mutlu olacağımı söyledi. Bu papazın dışında üç papazı daha ziyaret ettim. Onlardan başta teslis olmak üzere Hıristiyanlıktan şüphe duymama neden olan sorularımı cevaplamalarını istedim. En son ziyaret ettiğim papaz sorularımı dinledikten sonra sessiz bir şekilde ağlamaya başladı. Kendisine niye ağladığını sorduğumda cevap olarak “Ben de yıllardır teslis konusunda şüpheler taşıyorum. Bu soruya bir türlü cevap bulamadım. Bence doğru yoldasın, İslam’ı araştırmaya devam et” dedi. Papazın bu cevabı beni çok şaşırttı ve son ziyaretimden sonra Allah’ın tek olduğuna kesin olarak inanmaya başladım. Bu süreçte gerçeğin peşine düştüm ve sabah akşam İslam hakkında kitaplar okudum. Kur-an’ı ve İncil’i yanımdan ayırmıyordum, sürekli olarak İncil’le Kur-an arasında kıyaslamalar yapıyordum. Belli bir süre sonra İslam’ı daha iyi tanımak için bir İslam Ülkesi’ne gitmeye karar verdim ve 3.5 yıl önce Mısır’a yaptığım gezi sırasında Müslüman olmaya karar verdim.
“KIBLEYE YÖNELİRSEN GERÇEĞİ BULACAKSIN”


- Bu kararı nasıl aldınız? Mısır’da başınızdan neler geçti? Nil Kenarı’nda gezerken ilk defa ezan sesini duydum. Ezan’da neler söylendiğini anlamıyordum; fakat ezan sesi tıpkı üniversitedeki dinler tarihi hocamız gibi beni de çok etkilemişti. O an, içimden Allah’a secde etmek geldi ve bir camiye giderek dakikalarca Allah’a secde ettim. Daha sonra otele dönüp ağlayarak Allah’a bana doğru yolu göstermesi için dua ettim. Duadan sonra uyumaya başladım ve ilginç bir rüya gördüm. Rüyamda çok kötü bir yerdeydim ve oradan kurtulmak istiyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bir anda güzel bir yere geçtim. Bu güzel yerde bir ses bana; “kıbleye yönelirsen huzura kavuşacaksın ve gerçeği bulacaksın ” dedi. Ben de rüyada kıbleyi aramaya başladım. Kıbleyi ararken uyandım, bu rüyayı gördükten sonra kesin olarak Müslüman olmaya karar verdim ve bir camiye gidip Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman oldum.


-Müslüman olmadan önce İslam’la ilgili kabullenemediğiniz hiçbir şey olmadı mı? Mesela Batı Kültürü’nün içinde yetişen bir bayan olarak İslam’ın erkeğe verdiği 4 evlilik hakkını kendinize nasıl izah ettiniz?İslam, bir erkeğin birden fazla evlilik yapmasına izin veriyor, fakat bunu bazı şartlara bağlıyor. İslam, birden fazla evlilik yapacak erkeklere eşler arasında adaleti sağlama şartını öne sürüyor; bu da bir erkek için yerine getirilmesi çok zor bir şart. Ben, gerçek anlamda Allah’tan korkan bir erkeğin eşler arasında adaleti sağlayamama kaygısı taşıyacağını, bundan dolayı da birden fazla evlilik yapmayacağını düşünüyorum. Çünkü İslam’a göre eşler arasında adaletsizlik yapmak büyük bir günah olarak görülüyor. Batı da bir kadın birçok erkekle, bir erkek de birçok kadınla birlikte olabilir. Fakat İslam, cinsel hayatı da evlilik vasıtasıyla bir düzene sokuyor.


-Müslüman olmanız aileniz ve çevreniz tarafından nasıl karşılandı?Müslüman olduktan sonra özellikle babamla birçok sorun yaşadım. Babam örtünmeye başladığım ilk zamanlarda başörtümden nefret ediyordu ve bu nedenle eve ancak başörtümü çıkardıktan sonra girebiliyordum. Fakat babam zamanla Müslüman olmamı kabullendi. Şu an dini inancıma ve başörtülü olmama son derece saygı duyuyor. Annem ise ben Müslüman olduktan sonra İslam’a ilgi duymaya ve İslam hakkında araştırmalar yapmaya başladı. Kısa bir zaman önce de İslam’a girme kararı alıp O da benim gibi Müslüman oldu. Annemin Müslüman olmasına gerçekten çok sevindim, şimdi annemle birlikte babamın Müslüman olmasını bekliyoruz. Babam da som zamanlarda İslam’la ilgileniyor ve zamanının birçoğunu Kur-an okuyarak geçiriyor.


-Batılı Feminist çevreler sıkça İslam’ın kadını ezdiğini dillendiriyorlar. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce İslam kadına nasıl yaklaşıyor?İslam’ın kadın anlayışı bana göre son derece nazik ve kadını koruyan bir yaklaşımdır. Avrupa’da kadın özgür gibi gözükür; fakat asla özgür değildir. Erkekler kadınlara pek fazla değer vermezler ve kadınlara karşı olması gereken saygı ve nezaketi göstermezler. İslam, kadının bütün yaşamını koruma altına alıyor. Babam 18 yaşıma ulaştığımda bana; “Artık sana bakmayacağım, kendine iş bul ve evden ayrıl ” demişti. İtalya’da hep böyledir. Fakat Müslüman Aileler çocuklarına asla bu şekilde davranmazlar. Mesela Meryem’in anne ve babası maddi sorunlar yaşamalarına rağmen çocuklarına çalışma zorunluluğu getirmiyorlardı. İslam’a göre kadın evli değilse babası ona bakmak zorundadır; eğer evliyse bu sefer de eşi kadının geçimini sağlamakla sorumludur. Kadına karşı bu denli güçlü bir koruma ne Avrupa’da ne de Amerika’da var.


-Örtünmeye nasıl karar verdiniz?Meryem’in babası İmad sık sık İslam’a göre bir kadının altın gibi değerli olduğunu ve altın kıymetinde olan bir kadının mutlaka korunması gerektiğini söylüyordu. İmad’ın bu sözü bana zamanla çok mantıklı geldi ve örtünmeye karar verdim.
“MÜSLÜMAN OLAN İTALYAN ÇOCUK”


-Siz aynı zamanda bir yazarsınız? Sonradan İslam’a giren İtalyanlarla telefon vasıtasıyla yaptığınız röportajları bir araya topladığınız kitabınız özellikle dikkatimi çekti. Böyle bir kitap hazırlamaya niçin karar verdiniz? Ayrıca İslam’a giriş öyküsünü yazdığınız İtalyanlar arasından hangisinin yaşadıkları size daha ilginç geldi?Bu kitabı hazırlamaya Pakistanlı bir arkadaşımın teşvikiyle başladım. Pakistanlı arkadaşım İslam’a giriş hikayelerini okuyan birçok insanın bu hikayelerden etkilenerek Müslüman olmaya karar verdiğini, ayrıca doğuştan Müslüman olan kişilerin de bu hikayelerden büyük dersler aldıklarını söyledi. Ben de bunun üzerine sonradan Müslüman olan 26 İtalyan’la telefonla röportajlar yaparak, onların hikayelerini kitaplaştırdım. Avrupa’da İslam’a olan yoğun ilgi nedeniyle de kitabıma “İslam’ın Dönüşü” ismini verdim. Kitabım İtalya’da büyük ilgi gördü ve hatta bazı insanların İslam’a girmesine vesile oldu. Görüştüklerim arasında özellikle 13 yaşındaki İtalyan bir kızın daha çocuk denilebilecek bir yaşta İslam’a girmesi beni çok etkilemişti.


-Bu İtalyan Kız Müslüman olmaya nasıl karar vermiş?Öğretmeni ona İslam ve İslam Ülkeleri hakkında bir ödev vermiş. O da bu ödevi hazırladığı sırada İslam hakkında okuduğu yazılardan etkilenerek Müslüman olmaya karar vermiş. Kızın ismi Hatice’ydi. Hatice 14 yaşına geldiğinde de örtünmüş. Hatice ile görüştüğümde çok güçlü bir karaktere sahip olduğunu hissettim. Ona “bu gücü nereden alıyorsun” diye sorduğumda bana “İslam’dan alıyorum, bağlı olduğum din bana büyük bir güç veriyor” diye cevap verdi.


“MÜSLÜMAN’IN ÖZGÜVENİ OLMALI”
-Sonradan İslam’a girenlerle yaptığım röportajlarda bir çoğu Müslümanları tanıdıktan sonra uğradıkları hayal kırıklıklarından bahsetti. Aynı hayal kırıklıklarını siz de yaşadınız mı?Evet. İnsanların namaz kılmadıkları, örtünmedikleri, yalan konuştukları ve sözlerinde durmadıkları halde Müslüman olduklarını söylemeleri beni çok şaşırtıyor. İslam Ülkeleri’nden gelip Avrupa’ya yerleşen Müslümanlar Batılılarla bir arada yaşayabilmek için İslam’ın birçok emrini yerine getirmiyorlar ve İslam’dan utanırmış gibi davranıyorlar. Oysa bizler Müslüman olduğumuz için büyük bir özgüvene sahip olmalıyız ve Avrupalılara “En bilgili olan Allah’tır ve yaratıcımız insanlar gerçeğe bağlı kalarak yaşasınlar diye Hz. Muhammed vasıtasıyla İslam’ı gönderdi. Bu nedenle en doğru olan emir ve kanunlar İslam’ın kanunlarıdır” diyebilmeliyiz. Bir Müslüman ne olursa olsun İslam’ın emirleri ile ilgili doğruları söylemekten asla korkmamalı.
-İtalya’da İslam’a olan ilgi hangi boyutlarda?İtalyanların geneli Müslümanlardan korkuyor. Bunun nedeni ise televizyon ve gazeteler. İtalyan Medyası sürekli olarak İslam’ı kötü göstermeye çalışıyor. İtalya’da İslam’a her tülü saldırı serbesttir; fakat Yahudilikle ilgili olumsuz bir haber yaptığınızda hemen cezalandırılırsınız. Medyanın İslam’a yönelik yoğun saldırılarına rağmen özellikle İtalyan Gençler arasında İslam gün geçtikçe daha da yayılıyor. Örneğin benim doğduğum ilçe nüfusu az olan küçük bir yer; fakat sadece bu ilçede son 2 yıl içinde 100 bayan ve 23 erkek İslam’a girdi. Gerçek Hayat Dergisi



Nefretin Ardından Gelen Hidayet

Bir zamanların ünlü müzisyeni tıpkı Orhan Pamuk’un bir romanına başladığı gibi ‘Bir kitap okudu hayatı değişti.’ Müslümanlardan nefret ederken İslam’ı seçti.

Röportaj Adem ÖZKÖSE - Gerçek Hayat

Bir zamanlar Almanya’da ünlü bir müzisyen olarak tanınan Julia Jawairiyah, kendisine hediye edilen bir kitap sonrası yaşadığı enteresan olayların ardından Müslüman olmaya karar verir. Müslüman olduktan sonra Peygamber Efendimizin eşlerinden biri olan Cuveyriye Annemizin ismini alan Alman Müzisyen, şu an Filistinli Mültecilerle birlikte Suriye’deki bir mülteci kampında yaşıyor. Filistinli bir gençle evli olan ve gelecekte Gazze’de yaşamayı düşünen Alman Müzisyen, artık en çok müzik dinlemekten değil; Kur’an okumaktan zevk aldığını söylüyor. Son derece ilginç olan bu hidayet öyküsünü ilginize sunuyorum.

- Geçmişinizle başlayalım isterseniz. İslam’la tanışıp Müslüman olana kadar hangi süreçlerden geçtiniz? Sizi tanımak istiyoruz.

Ailem, Alman bir aile. Babam Katolik annem ise Protestan’dır. Babam Katolik’ti fakat dindar değildi, dinleri de pek fazla sevmezdi. Annem geceleri dua ederdi, ben de onunla birlikte dua ediyordum. Annem her Pazar erkek kardeşimle beni kiliseye götürürdü. Kiliseye gittiğimde mutlu oluyordum, özellikle İsa Mesih ve diğer peygamberlerle ilgili hikâyeleri dinlemek beni mutlu ediyordu. Kilisede ve okulda İsa Mesih’in Allah’ın oğlu olduğunu öğrenmiştik; fakat ben bir türlü İsa Mesih’i Allah’ın oğlu olarak hayal edemiyordum. Küçük yaşlardan itibaren İsa Mesih’in Allah’ın oğlu değil de, tıpkı Süleyman ve Davut Peygamber gibi Allah’ın nebilerinden biri olduğuna inandım.


- Niçin böyle inanıyordunuz? Bunun sebebini neydi?
Bilmiyorum. Fakat zihnim ve kalbim İsa Mesih’i Allah’ın oğlu olarak kabul etmiyordu. 14 yaşımdan sonra kiliseye gitmeyi bıraktım; fakat geceleri Allah’a dua etmeye devam ettim. Lise yıllarımda Hippi Felsefesiyle ve Müziğiyle tanışarak hippiliğe ilgi duymaya başladım. Vakitlerimin büyük bir kısmını hippi arkadaşlarımla birlikte geçiriyordum. Hippi olduktan sonra Hıristiyanlığı ve yaptığım duaları tamamen terk ettim. Çünkü dinlerin ve duanın faydasız şeyler olduğunu düşünmeye başlamıştım.

- Nasıl bir felsefeleri ve yaşamları vardır hippilerin?


Hippi Felsefesi’ne göre arzularınıza sınır koymazsınız, siyasetle ilgilenmezsiniz, doğaya, gezmeye, müziğe ve barış içinde yaşamaya önem verirsiniz. Hippi Felsefesi özgürlüğün insanın içinde olduğunu ve insanın içindeki özgürlüğü keşfetmesi gerektiğini savunur. Hippiler insanların arasında hiçbir farkın olmadığına ve bütün insanların eşit olduğuna inanırlar. Ortak, komün bir hayat sürdürürler fakat komünizme karşıdırlar, çünkü hippiler komünizmin tıpkı dinler gibi insanın yaşamına sınır koyan bir düşünce biçimi olduğunu düşünüyorlar. Hippiler her şeyi birbirleriyle paylaşarak, şarkı söyleyerek hayattan zevk almaya çalışırlar. Paraya hiç önem vermezler. Bizim arkadaş grubumuzun da birkaç evi vardı. Bu evlerde sık sık bir araya gelip partiler düzenlerdik ve bu partilerde genelde ben sahneye çıkardım. Daha sonra Alman Gençler arasında meşhur olmaya farklı şehirlerde konserler vermeye başladım.

- Müzik tarzınız kimlerin veya hangi grupların müziklerine benziyordu?

Kendime Bob Dylan, Pink Floyd, Led Zeppelin ve The Beatles’i örnek alıyordum. Benim müziğim bir felsefeye dayanıyordu ve daha çok hayatın sırrı, özgürlük, doğa, eşitlik ve insanın zihnindeki karışıklıklar üzerine besteler yapıyordum.

‘MÜSLÜMANLARDAN NEFRET EDİYORDUM’
- Daha sonra ne oldu?

Müziğe karşı yeteneğim vardı. Bu nedenle kendimi geliştirmeye karar verdim ve özel bir akademide müzik dersleri almak için 22 yaşımda Londra’ya gittim. İslam’la da ilk olarak Londra’da tanıştım.

-İslam’la tanışmadan önce Müslümanlar hakkında ne düşünüyordunuz?

Müslümanlardan nefret ediyordum ve İslam’ın da tıpkı Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi insanların özgürlüklerini ellerinden alan bir din olduğunu düşünüyordum. Müslümanlar benim gözümde cahil, yaşamdan zevk almayan özgürlüklerini kaybetmiş insanlardı. Onların son derece zayıf olduklarını, bu nedenle de bir yaratıcıya ihtiyaç duyduklarını düşünüyordum.

- İslam’la nasıl tanıştınız? İslam’a giriş öykünüzü merak ediyoruz.

Londra’da Stop Nevengten isimli bir bölgede yaşamaya başladım. Oturduğum bölgede kilise, sinagog ve mescid vardı. Burada tanıştığım Yahudiler ve Müslümanlar çok mutlu insanlardı. Cumartesi günü Yahudilerin, Cuma günü de Müslümanların mutlulukları daha fazla artıyordu. Yahudiler Cumartesi günleri özel yemekler hazırlıyorlardı, Müslümanlar da Cuma günü en güzel elbiselerini giyip mescide gidiyorlardı. Londra’da dinler üzerine düşünmeye ve hippiliği sorgulamaya başladım. Biz hippiler olarak mutlu olmayı, hayattan zevk almayı savunuyorduk; fakat Londra’da gördüğüm Yahudi ve Müslümanlar bizden daha mutlu insanlardı. İnançları onların mutlu olmalarını sağlıyordu. Bir süre Yahudilik üzerine araştırmalar yaptım, onların dini kitaplarını okudum. Bu araştırmalarım sonucu Yahudiliğin milliyetçi bir din olduğu sonucuna ulaştım. Milliyetçilikten nefret ettiğim için Yahudi olmamaya karar verdim. İslam’a ve Müslümanlara karşı olan olumsuz ön yargılarım nedeniyle İslam’ı araştırmıyordum. Çünkü asla Müslümanlar gibi yaşamayacağımı düşünüyordum.

- Müslümanların yaşamından size zor gelen neydi?

5 vakit namaz kılıyorlardı ve Müslüman Kadınların birçoğu örtülüydü. O dönem örtüneceğimi asla düşünemiyordum.

- Öyleyse Müslüman olmaya nasıl karar verdiniz?

Bir gün Londra sokaklarında yürüyordum ve caddenin birinde gösteri yapan insanlarla karşılaştım. Bu insanlar Kürt’tü ve bir şeyleri protesto ediyorlardı. Kürtçe konuşmalar yapıp sloganlar attıkları için ne dediklerini anlamıyordum. Bu arada caddede kitap satan bir adam gözüme çarptı ve bu adamın yanına giderek O’na bu insanların neyi protesto ettiklerini sordum. ‘Türkiye’yi, Türk Devleti’ni protesto ediyorlar’ dedi. Pakistanlı olan kitapçıyla tanışıklığımız bu şekilde başladı. Kitapçı bana İslam hakkında ne düşündüğümü sordu. O’na ‘İslam kadınları ezen, insanlara terör fikrini aşılayan bir dindir’ diye cevap verdim. Bu sefer ‘İslam sizin düşündüğünüz gibi bir din değil, İslam’ın nasıl bir din olduğunu gerçekten öğrenmek ister misiniz?’ diye sordu ve benim cevabımı beklemeden anlatmaya başladı.

- Cevabınız ne olacaktı?

‘Hayır’ diyecektim. İslam’a karşı olan ön yargılarım oldukça sertti ve bu adamı dinlemek istemiyordum. Benden 3 dakika süre istedi ve bana İslam’ı anlatmaya devam etti.

- Pakistanlı Kitap Satıcısı İslam’la ilgili size neler anlattı?

İslam’ın İsa Mesih’in, Davut ve Süleyman Peygamberin gerçek dini olduğunu ve İslam’ın değil; eski zamanlardan kalma bazı geleneklerin kadınları ezdiğini söyledi. İslam’ı araştırırsam çok farklı bir dünyayı keşfedeceğimi ve yaşamın sırrına ulaşacağımı ifade etti. Ben Pakistanlıyı daha fazla dinlemek istemiyordum, bu nedenle kendisine ayrılacağımı söyledim. Bunun üzerine bana bir kitap hediye etti ve ‘eğer bir gün aramayı düşünürsen beni bu numaradan bulabilirsin’ diyerek bana bir telefon numarası verdi. Verdiği kitabı ve numarayı çantama koydum, eve dönünce de Pakistanlıdan aldığım kitabı kitap dolabıma yerleştirdim. Bu kitabı okumayı asla düşünmüyordum; fakat kitap evime girdikten sonra evimde ilginç olaylar olmaya başladı.

- Nasıl ilginç olaylar?

Kitabın etrafında zaman zaman beyaz bir nur halkası beliriyordu. İlk başlarda çok şaşırdım, hayal gördüğümü sandım. Fakat gördüklerim hayal değil; gerçekti. Beyaz bir nur halkası 2 veya 3 dakika Pakistanlının bana verdiği kitabın etrafında geziniyordu, daha sonra kayboluyordu. Bu olay 2-3 günde bir tekrarlanıyordu.

BİR KİTAP, O’NUN HİDAYETİNE VESİLE OLDU

- Anlattıklarınız inanılır gibi değil.

Müslüman oluş hikâyemi anlattığım insanların birçoğu sizin gibi şaşırıyorlar ve inanmak istemiyorlar. Fakat ben bu anlattıklarımı aynen yaşadım. 10 gün geçtikten sonra kitabın etrafını saran nur tamamen ortadan kayboldu. Çok inatçı biriyimdir. Şahit olduğum ilginç olaylara rağmen İslam ve Müslümanlardan nefret ettiğim için Pakistanlı adamın hediye ettiği kitabı okumak istemiyordum. Hatta bir ara kitabın etrafında dolaşan nur halkasının bir büyü, kitabı aldığım Pakistanlının da bir büyücü olabileceğini bile düşündüm. İçimde büyük bir merak olmasına rağmen iki buçuk ay boyunca kendimle mücadele ettim ve kitabı okumadım. İki buçuk ayın sonunda artık dayanamadım ve kitabı okumaya başladım. Kitap gerçekten harikaydı, okudukça mutlu oluyordum ve İslam’ın hakikat olduğunu anlıyordum. Özellikle imanın şartları beni çok etkiledi. İslam bize bütün meleklere, bütün kitaplara, bütün peygamberlere inanmamız gerektiğini söylüyordu. Okuduğum kitap İslam’ın bir deniz olduğunu ve bütün dinlerin bir nehir gibi bu denize aktığını belirtiyordu. Kitabı bitirdikten sonra içimi büyük bir huzur sardı ve gerçeği bulduğumu, Allah’ın bana gerçeği bulmam için aylardır yardımcı olduğunu anladım. İslam’la ilgili zihnimde birkaç soru vardı. Bu soruları cevaplandırmak ve İslam hakkında daha fazla bilgi edinmek için Pakistanlı kitapçının bana verdiği numarayı aradım. Daha sonra adresini alıp, evine gittim. Pakistanlı yaşadıklarımı duyunca şaşırdı ve Allah’ın Müslüman olmam için bana yardımcı olduğunu söyledi. Kendisi ve eşiyle bir ay boyunca İslam hakkında konuştuk. O’nlara sorular sordum ve bu bir ayın sonunda Müslüman olmaya karar verdim.

- Sizi etkileyen kitabın ismi neydi ve kim tarafından yazılmıştı?

Mirza Tahir isimli bir yazar tarafından yazılmıştı. Kitabın ismi de İslam’a Giriş Bilgileri’ydi.

- 1 ay gibi kısa bir sürede Müslüman olmaya karar verdiniz öyle değil mi?
Evet.

- Nasıl oluyor da bu kadar kısa bir sürede eski hayatınızı terk edip kendinize yepyeni bir hayat kurabiliyorsunuz? Bu çok zor olsa gerek.

Benim için çok zor olmadı. Zaten Hippi Felsefesi zihnimdeki sorulara cevap veremiyordu. Fakat İslam’ı araştırdıkça zihnimdeki sorulara ikna edici cevaplar bulabiliyordum. Ayrıca İslam’la ilgilendikçe Allah’ın kalbimi açtığını ve Allah’ın sürekli beni gözlemlediğini hissetmeye başlamıştım. Bu daha önce hiç yaşamadığım bir duyguydu.

- Müslüman olmanız çevrenizdekiler tarafından nasıl karşılandı?

Ailem ve arkadaşlarım delirdiğimi düşündüler. Okuluma devam ettim; fakat konser vermeyi bıraktım. Hayranlarım da büyük bir şaşkınlık geçirdiler, fakat ben kararımı vermiştim.

- Müslüman olduktan ne kadar süre sonra örtünmeye karar verdiniz?

İslam’a ilk girdiğim günler sadece namaz vakitlerinde örtünüyordum, diğer vakitler başım açıktı. Önce Allah’ın kadınlardan niçin örtünmelerini istediğini araştırdım. Sonunda şöyle bir sonuca ulaştım: ‘ Allah bize değer veriyordu ve bizi korumak istiyordu, bu nedenle de örtünmemizi emrediyordu’. Rabbimin bu isteğine uymam gerektiğini anlayınca örtünmeye karar verdim.

- İslam hayatınızda neleri değiştirdi?

Her şeyi. Hippiler hayatı kuralsız yaşarlar ve Hippilerin bağlı oldukları ahlak kuralları yoktur. Ben de hayatı böyle yaşıyordum. Hatta zaman zaman uyuşturucu da kullanıyordum. Müslüman olduktan sonra yeni bir hayata başladım, eski arkadaşlarımı ve kötü alışkanlıklarımı terk ettim.

- Şu an müzik çalışmalarınızı sürdürüyor musunuz?
Hayır. Müziği tamamen bıraktım.

- Niçin? İslam’ın müziği yasakladığını mı düşünüyorsunuz?

Müslüman olmadan önce müziği ruhum için bir ihtiyaç olarak görüyordum. İçimdeki mutsuzluktan, karışıklıklardan müzik sayesinde kurtulmaya çalışıyordum. Fakat şu an çok huzurlu ve mutluyum. Müziğe artık ihtiyacım yok. Ruhuma en çok huzur veren şey ise Kur’an okumak ve dinlemek.

- Uzun zamandır Filisitinli Mültecilerle bir arada Yermük Kampı’nda yaşadığınız duyduk. Bunun özel bir sebebi var mı?

İsrail’in Filistin’de yaptığı zulümlere Müslüman olmadan önce de karşı çıkıyordum. Hatta İsrail işgalini protesto etmek için düzenlenen bazı konserlerde de sahne almıştım. Müslüman olduktan sonra Filistinlilerin hürriyet mücadelelerine olan ilgim daha da arttı. Çünkü O’nlar benim kardeşlerim. Şu an Filistin’in özgürlüğü için düzenlenen bazı etkinliklerde görev alıyorum. Filistinli Mültecilerle yaşama kararını eşimle birlikte aldık. Eşim Londra’da yaşayan bir Filistinliydi, Londra’yı terk edip Suriye’ye gelerek Filistinli Mültecilerle birlikte yaşamaya başladık. Belki ileriki zamanlarda eşimle birlikte Gazze’ye yerleşebiliriz

13 Ekim 2008 Pazartesi

İslam İngilterede Hızla Yayılıor



Bakan demecinde, 11 Eylül 2001 olaylarından beri toplam 400 bin İngilizin Müslüman olduğunu söyledi. İngiltere’de 2 milyondan fazla Müslüman olduğunu ve İslâmın Hıristiyanlıktan sonra ikinci din haline geldiğini bildiren Bakan, ülkesinde Müslümanların ihtiyacını karşılayacak bir İslâm üniversitesi kurulması gerektiğini kaydetti./Yeni Asya